Gazel
· Sözlük anlamı “kadınlarla âşıkane sohbet etmek”tir.
· Divan şiirinde en çok kullanılan nazım şeklidir.
· Aşk, sevgi, güzellik ve içki konularını işleyen şiirlerdir.
· Lirik bir nazım biçimidir.
· Beyitlerle yazılır. Beyit sayısı 5–15 arasındadır.
· Beyitler arasında genellikle konu bütünlüğü olmaz.
· Gazelde bütün beyitler aynı konuyu işliyorsa bu tür gazellere “yek-ahenk” denir; bütün beyitler aynı söyleyiş güzelliğindeyse bu tür gazellere de “yek-avaz” denir.
· İlk beytine “matla” (doğuş yeri) denir. Son beytine “makta” (kesme yeri, sonuç) denir. Şairin mahlâsını söylediği beyte (genellikle son beyit) “mahlâs beyti” denir. Gazelin en güzel beytine de “beytül-gazel” ya da “şah beyit” denir.
· Kafiye düzeni: aa ba ca da…
· Divan edebiyatında Fuzuli, Baki, Taşlıcalı Yahya, Şeyh Galip önemli gazel şairleridir.
Kaside
· Arap edebiyatından alınmıştır.
· Beyitlerle yazılır
· Türk edebiyatında, din ve devlet büyüklerini övmek için yazılan şiirlerdir.
· Beyit sayısı genellikle 33–99 arasındadır. Ama daha az veya çok da olabilir.
· Kafiyelenişi gazeldeki gibidir: aa ba ca da...
· Türüne, giriş bölümünün konusuna veya redifine göre isimlendirilebilir. Rediflerine göre: Su Kasidesi (Fuzulî), Güneş Kasidesi (Ahmet Paşa)... Konularına göre tevhit, münacat, naat, methiye olmak üzere türlere ayrılabilir.
· İlk beytine “matla”, son beytine “makta”, en güzel beytine “beytül-kasid” mahlâs beytine de “tac beyit” denir.
· Nefi, kasideleriyle meşhurdur.
Kasidenin Bölümleri
1. Nesib (teşbib): Kasidenin giriş bölümüdür. Bir tabiat tasvirinin yapıldığı veya sevgilinin güzelliklerinin anlatıldığı bölümdür. Bu bölümün konuları bahar, kış, yaz, bayram, nevruz, gül, söz ustalığı, gece, savaş, at veya bir güzel olabilir.
2. Girizgâh: Asıl konuya giriş yapmak üzere düzenlenmiş en fazla iki beyitlik bölümdür.
3. Methiye: Kasidenin sunulduğu kişinin, yani padişahın veya bir devlet büyüğünün övüldüğü bölümdür. Bu bölümde abartılı ve sanatlı bir övgü vardır.
4. Tegazzül: Şairin, genellikle methiyeden sonra bir gazel söylediği bölümdür. Her kasidede bulunmaz.
5. Fahriye: Şairin kendini övdüğü bölümdür. Burada da şair abartılı bir ifade kullanır.
6. Dua: Şairin, kendisi ve övdüğü kişi için Allah’tan yardım dilediği bölümdür. Bu bölümde şairin mahlâsı geçer ve bu mahlâs beytine “taç beyit” ya da “şah beyit” denir.
Mesnevi
· Kelime anlamı “ikili, ikişer ikişer”dir.
· İran edebiyatından alınmıştır. İran edebiyatında Firdevsî’nin “Şehname”si ünlüdür.
· Klâsik halk hikâyeleri, destanî konular, aşk hikâyeleri, savaşlar, dinî ve felsefî konuları işlenir
· Konu ne olursa olsun olaylar masal havası içinde anlatılır.
· Divan edebiyatının en uzun nazım şeklidir (beyit sayısı sınırsızdır). 20–25 bine kadar çıkabilir.
· Mesnevi de bölümlerden oluşur: Önsöz, tevhit, münacat, naat, miraciye, 4 halife için övgü, eserin sunulduğu kişiye övgü, yazış sebebi, asıl konu, sonsöz.
· Kafiyelenişi: aa bb cc dd ee...
· Divan şiirinde beş mesneviden oluşan eserler grubuna “hamse” denir.
· Mevlânâ, Fuzulî, Şeyhî, Nabî ve Şeyh Galip hamsesi olan şairlerimizdir.
· Leylâ vü Mecnun (Fuzulî), Hüsrev ü Şirin, Harname (Şeyhî), Yusuf ü Züleyha, İskendernâme (Ahmedî) ise başlıca mesnevilerimizdir.
Rubai
· İran edebiyatından geçmiş bir nazım biçimidir.
· Tek dörtlükten oluşur.
· Kafiye şeması: “aaxa” şeklindedir.
· Kendine özgü aruz ölçüleriyle yazılır.
· Rubailerde şair, dünya görüşünü, felsefesini, tasavvufi düşüncesini, maddi ve manevi aşkını özlü bir biçimde işler.
· Az sözle çok şey söylemek esastır.
· İran edebiyatında Ömer Hayyam; edebiyatımızda ise Mevlânâ, Yahya Kemal ve Arif Nihat Asya önemli rubai şairleridir.
Tuyuğ (tuyuk)
· Türklerin bulduğu ve Divan şiirine kazandırdığı nazım şeklidir. Maninin karşılığı sayılabilir.
· Tek dörtlükten oluşur.
· Kafiyelenişi rubaiyle aynıdır. aaxa
· Manide olduğu gibi cinaslı uyak kullanılır.
· Halk şiirinde 11’li kalıpla söylenen mani biçimindeki şiirlere de tuyuğ denir.
· Aruzun yalnız “fâilâtün fâilâtün fâilün” kalıbıyla yazılır.
· Rubaide işlenen konular tuyuğda da işlenir.
· Edebiyatımızda Kadı Burhaneddin, Nesimi ve Ali Şir Nevai önemli tuyuğ şairleridir.
Murabba
· Bent denilen dört mısralık bölümlerden meydana gelen bir nazım şeklidir.
· En az üç en fazla yedi bentten oluşur.
· Aruzun her ölçüsüyle yazılabilir.
· Her konu işlenebilir. Özellikle felsefî konular ve aşk...
· Kafiyelenişi aaaa bbba ccca ya da bbba ccca ddda ...
· Bazen dördüncü mısralar nakarat olabilir.
· Nedim, Fuzuli önemli şairleridir.
Şarkı
· Türklerin Divan edebiyatına kattığı nazım şeklidir.
· Aşk ve güzellik konularını işler
· Bestelenmek üzere yazılmış şiirlerdir. Bu yüzden bent sayısı azdır.
· Konu genellikle aşk, sevgi, sevgili, içki ve eğlencedir.
· Kafiye düzeni murabbaa benzer. Ama farklı da olabilir:
aaaa bbba ccca ... / aaxa bbba ccca ddda /
aanaan bbban cccan... / aaxan bbban cccan dddan
· Nedim bu nazım şeklinin en önemli şairidir. Enderunlu Vasıf, Enderunlu Fazıl ve Yahya Kemal’in de şarkıları vardır.
Terkib-i Bend
· Bentlerle kurulan uzun bir nazım biçimidir. En az beş en fazla on bentten oluşur. Her bent de beş ila on beyitten oluşur.
· Yaşamdan, talihten şikâyet; felsefi düşünceler, dini, tasavvufi konular ve toplumsal yergilerin işlendiği şiirlerdir.
· Her bendin (terkib-hane, kıta) sonunda vasıta beyti denen bir beyit vardır. Her bendin sonunda farklı vasıta beyitleri kullanılır. Bunlar bentlerden ayrı olarak kendi aralarında uyaklanır.
· Bentlerin kafiyelenişi gazeldeki gibidir.
aa xa xa xa xa xa bb cc xc xc xc xc xc dd ...
(aa aa aa aa aa aa bb cc cc cc cc cc cc dd)
· Edebiyatımızda Bağdatlı Ruhi ve Ziya Paşa bu türün iki önemli şairidir. İkisi de toplumsal konularda yazmıştır.
Terci-i Bend
· Biçim ve uyak bakımından terkib-i bende benzer.
· Farklardan biri vasıta beyitlerinin her bendin sonunda aynen tekrarlanışıdır.
· Konu bakımından da fark vardır: Genellikle Tanrı’nın gücü, evrenin sonsuzluğu, doğanın ve yaşamın karşıtlıkları işlenir.
· Ziya Paşa önemli şairidir.
divan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
divan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
14 Kasım 2007 Çarşamba
27 Şubat 2007 Salı
Mevlânâ'nın Eserleri
MEVLÂNÂ'NIN ESERLERİ
1. Mesnevi: Mesnevi, klasik doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adıdır. Bu tarzla yazılan şiirlerde, her beyitin iki mısrası kendi arasınada kafiyelidir. Bir beyitin kaiyesinin kendisinden önce gelen beyitlerle de kendisinden sonra gelen beyitlerle de uyumu gerekmez bu nedenle uzun sürecek konular veya hikayeler şiir yoluyla söylenilecekse, kafiye kolaylığı nedeniyle mesnevi tarzı seçilirdi. Bu suretle şiir, beyit beyit sürüp giderdi. Mesnevi her ne kadar klasik doğu şiirinin bir şiir tarzı ise de Mesnevi denildiği zaman akla Mevlana’nın Mesnevi’si gelir. Mevlana Mesnevi’yi Çelebi Hüsameddin’in isteği üzerine yazmıştır. Katibi Çelebi Hüsameddin’in yazdığına göre, Mevlana Mesnevi beyitlerini Meram’da gezerken, otururken yürürken hatta sema ederken söylermiş. Çelebi Hüsameddin’de yazarmış. Mesnevi’nin dili Farsça’dır. Halen Mevlana Müzesi’nde teşhirde bulunan 1278 tarihli, elimizdeki en eski Mesnevi nüshasıdır. Bu nüshaya göre, beyit sayısı 25618 dir. Bu Nesnevi nüshası Mevlana’dan sonra bu konuda en yetkili iki isim olan oğlu Sultan Veled’in ve katibi Çelebi Hüsameddin’in tashihinden geçmiş olması nedeniyle aynı zamanda en sağlam nüshadır. Mesnevi’nin vezni; Fa i la tün - Fa i la tün - Fa i lün’ dür. Mevlana altı büyük cilt olan Mesnevi’sin de, tasavvufi fikir ve düşüncelerini, bir birine ulanmış hikayeler halinde anlatmaktadır.
2. Divan-ı Kebir: Divan, şairlerin şiirlerini topladıkları deftere denir. Divan-ı Kebir “Büyük Defter” veya “Büyük Divan” manasına gelir. Mevlana’nın çeşitli konularda söylediği şiirlerin tamamı bu divandadır. Divan-ı Kebir’in dili de Farsça olmakla beraber, Mevlana Divanın içinde az sayıda Arapça, Türkçe ve Rumca şiire de yer vermiştir. Divan-ı Kebir 21 küçük divan (Bahir) ile Rubai Divanı’nın bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Divan-ı Kebir’in beyit adeti 40.000 i aşmaktadır. Mevlana, Divan-ı kebir’deki bazı şiirlerini Şems Mahlası ile yazdığı için bu divana, Divan-ı Şems de denilmektedir. Divanda yer alan şiirler vezin ve kafiyeler göz önüne alınarak düzenlenmiştir.
3. Mektubat: Mevlana’nın başta Selçuklu Hükümdarlarına ve devrin ileri gelenlerine nasihat için, kendisinden sorulan ve hali istenilen dini ve ilmi konularda açıklayıcı bilgiler vermek için yazdığı 147 adet mektuptur. Mevlana bu mektuplarında, edebi mektup yazma kaidelerine uymamış, aynen konuştuğu gibi yazmıştır. Mektuplarında “kulunuz, bendeniz” gibi kelimelere hiç yer vermemiştir. Hitaplarında mevki ve memuriyet adları müstesna, mektup yazdığı kişinin aklına, inancına ve yaptığı iyi işlere göre kendisine hangi hitap tarzı yakışıyorsa o sözlerle ve o vasıflarla hitap etmiştir.
4. Fihi Ma Fih: Fihi Ma Fih “Onun içindeki içindedir” manasına gelmektedir. Bu eser Mevlana’nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetlerin, oğlu Sultan Veled tarafından toplanması ile meydana gelmiştir. 61 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden bir kısmı, Selçuklu Veziri Süleyman Pervane’ye hitaben kaleme alınmıştır. Eserde bazı siyasi olaylara da temas edilmesi yönünden, bu eser aynı zamanda tarihi bir kaynak olarak da kabul edilmektedir. Eserde cennet ve cehennem, dünya ve ahiret, mürşit ve mürid, aşk ve sema gibi konular işlenmiştir.
5. Mecalis-i Seba’a: Mecali-i Seb’a, adından da anlaşılacağı üzere Mevlana’nın yedi meclisi nin yedi vaazı nın not edilmesinden meydana gelmiştir. Mevlana’nın vaazları, Çelebi Hüsameddin veya oğlu Sultan Veled tarafından not edilmiş, ancak özüne dokunulmamak kaydı ile eklentiler yapılmıştır. Eserin düzenlenmesi yapıldıktan sonra Mevlana’nın tashihinden geçmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Şiiri amaç değil, fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlana, yedi meclisinde şerh ettiği Hadis’lerin konuları bakımından tasnifi şöyledir.
a. Doğru yoldan ayrılmış toplumların hangi yolla kurtulacağı.
b. Suçtan kurtuluş. Akıl yolu ile gafletten uyanış.
c. İnanç’daki kudret.
d. Tövbe edip doğru yolu bulanlar, Allah’ın sevgili kulları olurlar.
e. Bilginin değeri.
f. Gaflete dalış.
g. Aklın önemi.
Bu yedi meclisde, asıl şerh edilen hadislerle beraber, 41 hadis daha geçmektedir. Mevlana tarafından seçilen her Hadis içtimaidir. Mevlana yedi mecliste her bölüme “Hamd ü sena” ve “Münacaat” ile başlamakta, açıklanacak konuları ve tasavvufi görüşlerini hikaye ve şiirlerle cazip hale getirmektedir. Bu yol Mesnevi’nin yazılışında da aynen kullanılmıştır.
1. Mesnevi: Mesnevi, klasik doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adıdır. Bu tarzla yazılan şiirlerde, her beyitin iki mısrası kendi arasınada kafiyelidir. Bir beyitin kaiyesinin kendisinden önce gelen beyitlerle de kendisinden sonra gelen beyitlerle de uyumu gerekmez bu nedenle uzun sürecek konular veya hikayeler şiir yoluyla söylenilecekse, kafiye kolaylığı nedeniyle mesnevi tarzı seçilirdi. Bu suretle şiir, beyit beyit sürüp giderdi. Mesnevi her ne kadar klasik doğu şiirinin bir şiir tarzı ise de Mesnevi denildiği zaman akla Mevlana’nın Mesnevi’si gelir. Mevlana Mesnevi’yi Çelebi Hüsameddin’in isteği üzerine yazmıştır. Katibi Çelebi Hüsameddin’in yazdığına göre, Mevlana Mesnevi beyitlerini Meram’da gezerken, otururken yürürken hatta sema ederken söylermiş. Çelebi Hüsameddin’de yazarmış. Mesnevi’nin dili Farsça’dır. Halen Mevlana Müzesi’nde teşhirde bulunan 1278 tarihli, elimizdeki en eski Mesnevi nüshasıdır. Bu nüshaya göre, beyit sayısı 25618 dir. Bu Nesnevi nüshası Mevlana’dan sonra bu konuda en yetkili iki isim olan oğlu Sultan Veled’in ve katibi Çelebi Hüsameddin’in tashihinden geçmiş olması nedeniyle aynı zamanda en sağlam nüshadır. Mesnevi’nin vezni; Fa i la tün - Fa i la tün - Fa i lün’ dür. Mevlana altı büyük cilt olan Mesnevi’sin de, tasavvufi fikir ve düşüncelerini, bir birine ulanmış hikayeler halinde anlatmaktadır.
2. Divan-ı Kebir: Divan, şairlerin şiirlerini topladıkları deftere denir. Divan-ı Kebir “Büyük Defter” veya “Büyük Divan” manasına gelir. Mevlana’nın çeşitli konularda söylediği şiirlerin tamamı bu divandadır. Divan-ı Kebir’in dili de Farsça olmakla beraber, Mevlana Divanın içinde az sayıda Arapça, Türkçe ve Rumca şiire de yer vermiştir. Divan-ı Kebir 21 küçük divan (Bahir) ile Rubai Divanı’nın bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Divan-ı Kebir’in beyit adeti 40.000 i aşmaktadır. Mevlana, Divan-ı kebir’deki bazı şiirlerini Şems Mahlası ile yazdığı için bu divana, Divan-ı Şems de denilmektedir. Divanda yer alan şiirler vezin ve kafiyeler göz önüne alınarak düzenlenmiştir.
3. Mektubat: Mevlana’nın başta Selçuklu Hükümdarlarına ve devrin ileri gelenlerine nasihat için, kendisinden sorulan ve hali istenilen dini ve ilmi konularda açıklayıcı bilgiler vermek için yazdığı 147 adet mektuptur. Mevlana bu mektuplarında, edebi mektup yazma kaidelerine uymamış, aynen konuştuğu gibi yazmıştır. Mektuplarında “kulunuz, bendeniz” gibi kelimelere hiç yer vermemiştir. Hitaplarında mevki ve memuriyet adları müstesna, mektup yazdığı kişinin aklına, inancına ve yaptığı iyi işlere göre kendisine hangi hitap tarzı yakışıyorsa o sözlerle ve o vasıflarla hitap etmiştir.
4. Fihi Ma Fih: Fihi Ma Fih “Onun içindeki içindedir” manasına gelmektedir. Bu eser Mevlana’nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetlerin, oğlu Sultan Veled tarafından toplanması ile meydana gelmiştir. 61 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden bir kısmı, Selçuklu Veziri Süleyman Pervane’ye hitaben kaleme alınmıştır. Eserde bazı siyasi olaylara da temas edilmesi yönünden, bu eser aynı zamanda tarihi bir kaynak olarak da kabul edilmektedir. Eserde cennet ve cehennem, dünya ve ahiret, mürşit ve mürid, aşk ve sema gibi konular işlenmiştir.
5. Mecalis-i Seba’a: Mecali-i Seb’a, adından da anlaşılacağı üzere Mevlana’nın yedi meclisi nin yedi vaazı nın not edilmesinden meydana gelmiştir. Mevlana’nın vaazları, Çelebi Hüsameddin veya oğlu Sultan Veled tarafından not edilmiş, ancak özüne dokunulmamak kaydı ile eklentiler yapılmıştır. Eserin düzenlenmesi yapıldıktan sonra Mevlana’nın tashihinden geçmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Şiiri amaç değil, fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlana, yedi meclisinde şerh ettiği Hadis’lerin konuları bakımından tasnifi şöyledir.
a. Doğru yoldan ayrılmış toplumların hangi yolla kurtulacağı.
b. Suçtan kurtuluş. Akıl yolu ile gafletten uyanış.
c. İnanç’daki kudret.
d. Tövbe edip doğru yolu bulanlar, Allah’ın sevgili kulları olurlar.
e. Bilginin değeri.
f. Gaflete dalış.
g. Aklın önemi.
Bu yedi meclisde, asıl şerh edilen hadislerle beraber, 41 hadis daha geçmektedir. Mevlana tarafından seçilen her Hadis içtimaidir. Mevlana yedi mecliste her bölüme “Hamd ü sena” ve “Münacaat” ile başlamakta, açıklanacak konuları ve tasavvufi görüşlerini hikaye ve şiirlerle cazip hale getirmektedir. Bu yol Mesnevi’nin yazılışında da aynen kullanılmıştır.
Divan Şiirinin Başlıca Özellikleri
DİVAN ŞİİRİNİN BAŞLICA ÖZELLİKLERİ
» Divan şiirinin kökleri İslâm öncesi Arap şiirine dayanır.
» Bu şiir tarzı İslâmiyet’ten sonra, bu dine giren çeşitli milletlerin katkısı ile önce Arapça'da, daha sonra Farsça ile Doğu ve Batı Türkçelerinde, en sonra da Hint Müslümanlarının yazı dili olan Urduca'da gelişmiştir.
» Nazım birimi genel olarak “beyit”tir. Dört ve daha fazla dizeden oluşan bentler de kullanılmıştır.
» Ölçü aruz ölçüsüdür. Son zamanlarında az da olsa hece kullanılmıştır.
» Tuyuğ ve şarkı hariç bütün nazım şekil ve türleri Fars edebiyatı aracılığıyla Arap edebiyatından alınmıştır.
» Kelime ve kelime grupları yönünden Arapça ve Farsça'dan oldukça çok etkilenmiştir. Süslü, sanatlı ve ağır bir dil kullanmışlardır.
» Redif ve kafiyeye önem verilmiştir. Göz için kafiye esastır, tam ve zengin kafiye kullanılmıştır.
» Şiirlerin (kasideler ve mesneviler hariç) belli bir adı yoktur. Şiirin sonunda şairin mahlası (takma adı) geçer.
» Nazım şekil ve türleri kesin sınırlarla birbirinden ayrılmıştır.
» Şiirlerde genellikle konu bütünlüğü olmadığı gibi bütün güzelliğine değil parça güzelliğine önem verilir. Kısmen kasidede ama özellikle mesnevilerde konu bütünlüğü vardır.
» Sanat için sanat ön plândadır.
» Anlam da söyleyiş de son derece önemlidir. Bu yüzden söz sanatları bolca kullanılmıştır.
» Konular genellikle gerçek hayattan uzaktır. Aşk, sevgili, ölüm, ıstırap, şarap, övgü ve din gibi konular en çok işlenen konulardır. Soyut konular işlenir.
» Duygu ve düşünceler, kalıplaşmış “mazmun”larla anlatılır. Fikirler ve duygular neredeyse ortaktır. Boyun servi; kaşı keman; çenenin elma; ağzın nokta oluşu her şairde aynıdır.
» Divan şairlerinin müstakil dünya görüşleri ve felsefeleri yoktur. Hepsi aynı fikirleri değişik bir biçimde söylemişlerdir.
» Divan şairleri Fars edebiyatının üstatlarına yetişmeyi hedefleyip zamanla onları geçtikleri gibi birbirlerine de benzemeye çalışmışlardır. Bundan dolayı nazirecilik geleneği oluşmuştur.
Şairin kişiliğini ve büyüklüğünü, söyleyiş orijinalliği ve güzelliği sağlar.
» Divan şairi daima aşıktır. Bu aşk onulmaz dert olmakla beraber şair bu dertten memnundur, onlara göre bu derdin dermanı gene bu derdin kendisidir. Hatta zamanla beşerî aşk yerini Allah aşkına bırakır. Bu sebeple âşık mecazî sevgilisine kavuşmak istemez.
» En başarılı ve tanınmış divan şairleri Baki, Fuzuli, Nedim ve Nefi'dir.
» Divan şiirinin kökleri İslâm öncesi Arap şiirine dayanır.
» Bu şiir tarzı İslâmiyet’ten sonra, bu dine giren çeşitli milletlerin katkısı ile önce Arapça'da, daha sonra Farsça ile Doğu ve Batı Türkçelerinde, en sonra da Hint Müslümanlarının yazı dili olan Urduca'da gelişmiştir.
» Nazım birimi genel olarak “beyit”tir. Dört ve daha fazla dizeden oluşan bentler de kullanılmıştır.
» Ölçü aruz ölçüsüdür. Son zamanlarında az da olsa hece kullanılmıştır.
» Tuyuğ ve şarkı hariç bütün nazım şekil ve türleri Fars edebiyatı aracılığıyla Arap edebiyatından alınmıştır.
» Kelime ve kelime grupları yönünden Arapça ve Farsça'dan oldukça çok etkilenmiştir. Süslü, sanatlı ve ağır bir dil kullanmışlardır.
» Redif ve kafiyeye önem verilmiştir. Göz için kafiye esastır, tam ve zengin kafiye kullanılmıştır.
» Şiirlerin (kasideler ve mesneviler hariç) belli bir adı yoktur. Şiirin sonunda şairin mahlası (takma adı) geçer.
» Nazım şekil ve türleri kesin sınırlarla birbirinden ayrılmıştır.
» Şiirlerde genellikle konu bütünlüğü olmadığı gibi bütün güzelliğine değil parça güzelliğine önem verilir. Kısmen kasidede ama özellikle mesnevilerde konu bütünlüğü vardır.
» Sanat için sanat ön plândadır.
» Anlam da söyleyiş de son derece önemlidir. Bu yüzden söz sanatları bolca kullanılmıştır.
» Konular genellikle gerçek hayattan uzaktır. Aşk, sevgili, ölüm, ıstırap, şarap, övgü ve din gibi konular en çok işlenen konulardır. Soyut konular işlenir.
» Duygu ve düşünceler, kalıplaşmış “mazmun”larla anlatılır. Fikirler ve duygular neredeyse ortaktır. Boyun servi; kaşı keman; çenenin elma; ağzın nokta oluşu her şairde aynıdır.
» Divan şairlerinin müstakil dünya görüşleri ve felsefeleri yoktur. Hepsi aynı fikirleri değişik bir biçimde söylemişlerdir.
» Divan şairleri Fars edebiyatının üstatlarına yetişmeyi hedefleyip zamanla onları geçtikleri gibi birbirlerine de benzemeye çalışmışlardır. Bundan dolayı nazirecilik geleneği oluşmuştur.
Şairin kişiliğini ve büyüklüğünü, söyleyiş orijinalliği ve güzelliği sağlar.
» Divan şairi daima aşıktır. Bu aşk onulmaz dert olmakla beraber şair bu dertten memnundur, onlara göre bu derdin dermanı gene bu derdin kendisidir. Hatta zamanla beşerî aşk yerini Allah aşkına bırakır. Bu sebeple âşık mecazî sevgilisine kavuşmak istemez.
» En başarılı ve tanınmış divan şairleri Baki, Fuzuli, Nedim ve Nefi'dir.
25 Şubat 2007 Pazar
Gazel Şerhleri - 1
Saf Saf
Müje haylin dizer ol gamze-i fettân saf saf
Gûyiyâ cenge girer nîze-güzârân saf saf
Seni seyr itmek içün reh-güzer-i gülşende
îki cânibde durur serv-i hırâman saf saf
Leşker-i eşk-i firâvân ile ceng eylemeğe
Gönderür mevclerin lücce-i umman saf saf
Gökde efgan iderek sanma geçer hayl-i küleng
Çekilür kûyune mürgan-ı dil ü can saf saf
Cami içre göre tâ kimlere hemzânûsın
Şekl-i sakkada gezer dide-i giryan saf saf
Ehl-i dil derd ü gamun ni'metine müstagrak
Dizilürler keremim hânına mihmân saf saf
Vasf-ı kaddünle hırâm itse alem gibi kalem
Leşker-i satrı çeker defter ü dîvân saf saf
Kûyun etrafına uşşak dizilmiş gûyâ
Harem-i Kâ'be'de her canibe erkân saf saf
Kadrüni seng-i musallada bilüp iy Bâkî
Durup el bağlayalar karşuna yârân saf saf
Günümüz Türkçesiyle:
1- O gönül aldatıcı süzgün bakış, kirpik takımını saf saf dizer; sanki mızrak atanlar saf saf cenge girer.
2- Gül bahçesi yolunda seni seyretmek için, iki yanda salınan serviler saf saf durur.
3- Çok fazla gözyaşı askeri ile cenk etmek için, engin deniz, dalgalarını saf saf gönderir.
4- Gökte feryat ederek turna sürüsü geçer sanma, senin mahallene gönül ve can kuşları saf saf çekilir.
5- Cami içinde kimlerle diz dize olduğunu görmek için, ağlayan göz saka şeklinde saf saf gezer.
6- Gönül adamları senin dert ve gamının nimetine gark olmuştur; senin kereminin sofrasına misafirler saf saf dizilirler.
7- Kalem senin boyunun vasfıyla bayrak gibi salınsa, defter ve divan satır askerini saf saf çeker.
8- Mahallenin etrafına âşıklar dizilmiş, sanki Ka'be hareminde her yöne saf saf durulmuş gibi.
9- Ey Bâkî! Senin değerini musalla taşında bilip, dostlar karşısına saf saf durarak el bağlayalar.
Müje haylin dizer ol gamze-i fettân saf saf
Gûyiyâ cenge girer nîze-güzârân saf saf
Seni seyr itmek içün reh-güzer-i gülşende
îki cânibde durur serv-i hırâman saf saf
Leşker-i eşk-i firâvân ile ceng eylemeğe
Gönderür mevclerin lücce-i umman saf saf
Gökde efgan iderek sanma geçer hayl-i küleng
Çekilür kûyune mürgan-ı dil ü can saf saf
Cami içre göre tâ kimlere hemzânûsın
Şekl-i sakkada gezer dide-i giryan saf saf
Ehl-i dil derd ü gamun ni'metine müstagrak
Dizilürler keremim hânına mihmân saf saf
Vasf-ı kaddünle hırâm itse alem gibi kalem
Leşker-i satrı çeker defter ü dîvân saf saf
Kûyun etrafına uşşak dizilmiş gûyâ
Harem-i Kâ'be'de her canibe erkân saf saf
Kadrüni seng-i musallada bilüp iy Bâkî
Durup el bağlayalar karşuna yârân saf saf
BAKİ
Günümüz Türkçesiyle:
1- O gönül aldatıcı süzgün bakış, kirpik takımını saf saf dizer; sanki mızrak atanlar saf saf cenge girer.
2- Gül bahçesi yolunda seni seyretmek için, iki yanda salınan serviler saf saf durur.
3- Çok fazla gözyaşı askeri ile cenk etmek için, engin deniz, dalgalarını saf saf gönderir.
4- Gökte feryat ederek turna sürüsü geçer sanma, senin mahallene gönül ve can kuşları saf saf çekilir.
5- Cami içinde kimlerle diz dize olduğunu görmek için, ağlayan göz saka şeklinde saf saf gezer.
6- Gönül adamları senin dert ve gamının nimetine gark olmuştur; senin kereminin sofrasına misafirler saf saf dizilirler.
7- Kalem senin boyunun vasfıyla bayrak gibi salınsa, defter ve divan satır askerini saf saf çeker.
8- Mahallenin etrafına âşıklar dizilmiş, sanki Ka'be hareminde her yöne saf saf durulmuş gibi.
9- Ey Bâkî! Senin değerini musalla taşında bilip, dostlar karşısına saf saf durarak el bağlayalar.
Divan Eedebiyatının Bilinmeyenleri
Aşağıdaki şiir edebiyat tarihimizin saygın şahsiyetlerinden Sümbülzâde Vehbi Efendi'nin müstesna bir eseridir. Şiirin hikâyesi de şöyle:
"Bir gün padişah Vehbi Efendi'yi yanına çağırır ve 'Bana öyle bir şiir yaz ki bir mısrasını okuduğumda içimden seni öldürmek, bir sonrakini okuyunca ödüllendirmek gelsin.', der. Ve sonuç..."
Azm-ı hamam edelim sürtüştürem ben sana
Kese ile sabunu, rahat etsin cism-u can
Lal-u şarap içurem ve ıslatıp geçirem
Parmağına yüzüğü, hatem-i zerdrahsan
Eğil eğil sokayım, iki tutam azmıdır
Lale ile sümbülü kakülüne nevcivan
Diz çökerek önüne ılık ılık akıtam
Bir gümüş ibrik ile destine revan
Salınarak giderken arkandan ben sokayım
Ard eteğin beline, olmasın çamur aman
Kulaklarından tutam dibine kadar sokam
Sahtiyenden çizmeyi, olasın yola revan
Öyle bir sokayım ki kalmasın dışarda hiç
Düşmanın bağrına, hançerimi nagehan
Eğer arzu edersen, ben ağzına vereyim
Yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman
Herkese vermektesin, bir de bana versene
Avuç avuç altını, olsun kulun şaduman
Sen her zaman gelesin ben Vehbiye veresin
Esselamun aleyküm ve aleykümesselam.
"Bir gün padişah Vehbi Efendi'yi yanına çağırır ve 'Bana öyle bir şiir yaz ki bir mısrasını okuduğumda içimden seni öldürmek, bir sonrakini okuyunca ödüllendirmek gelsin.', der. Ve sonuç..."
Azm-ı hamam edelim sürtüştürem ben sana
Kese ile sabunu, rahat etsin cism-u can
Lal-u şarap içurem ve ıslatıp geçirem
Parmağına yüzüğü, hatem-i zerdrahsan
Eğil eğil sokayım, iki tutam azmıdır
Lale ile sümbülü kakülüne nevcivan
Diz çökerek önüne ılık ılık akıtam
Bir gümüş ibrik ile destine revan
Salınarak giderken arkandan ben sokayım
Ard eteğin beline, olmasın çamur aman
Kulaklarından tutam dibine kadar sokam
Sahtiyenden çizmeyi, olasın yola revan
Öyle bir sokayım ki kalmasın dışarda hiç
Düşmanın bağrına, hançerimi nagehan
Eğer arzu edersen, ben ağzına vereyim
Yeter ki sen kulundan lokum iste her zaman
Herkese vermektesin, bir de bana versene
Avuç avuç altını, olsun kulun şaduman
Sen her zaman gelesin ben Vehbiye veresin
Esselamun aleyküm ve aleykümesselam.
Sümbülzâde Vehbi Efendi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)